02 Tem 2014

Müşterek Boçlu Müteselsil Kefil

0 Yorum

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/28330

K. 2011/9172

T. 10.5.2011

• KEFİLİN SORUMLULUĞU ( Asıl Borçlu Hakkında Başlatılan İcra Takibinin Sonuçsuz Kalması Halinde Kefil Hakkında Takip Yapılabileceği/Bu Duruma Aykırılık ile İlgili Şikayetlerin Kamu Düzeni ile İlgili Olduğu – Mahkemece Şikayetin Kabulüne Karar Verilmesi Gerektiği )

• ASIL BORÇLUYA YAPILAN TAKİBİN SONUÇSUZ KALMASI ( Takibin Semeresiz Kaldığı Belirlenmeden Kefile Müracaat Edilemeyeceği – Kamu Düzeni ile İlgili Bulunan Şikayetlerin Süreye Bağlı Olmadığı )

• KAMU DÜZENİ ( Asıl Borçlu Hakkında Başlatılan İcra Takibinin Sonuçsuz Kalması Halinde Kefil Hakkında Takip Yapılabileceği – Bu Duruma Aykırılık ile İlgili Şikayetlerin Kamu Düzeni ile İlgili Olduğu )

2004/m.16

4077/m.10/3

ÖZET : Asıl borçlu hakkında başlatılan bu takip sonuçlandırılıp, takibin semeresiz kaldığı belirlenmeden, kefil hakkında takip yapılamaz. Borçlu vekilinin, 4077 Sayılı Kanunun 10/3. maddesi uyarınca, asıl borçluya karşı takip yapılıp, bu takip sonuçsuz kaldığı takdirde, müvekkili aleyhine takip yapılabileceğine ilişkin iddiası, İ.İ.K.nun 16. maddesi kapsamında şikâyet niteliğinde olup, kamu düzeni ile ilgilidir ve aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca süreye tabi değildir. O halde mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de:

4822 Sayılı Kanunun 15. maddesiyle değişik 4077 Sayılı Kanunun 10. maddesinin 3. fıkrasında “… Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez.” hükmü yer almaktadır. Bu yasal düzenleme doğrultusunda, alacaklı banka, asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıp, takip semeresiz kalmadıkça kefilden borcun ifasını isteyemez.

Somut olayda alacaklı, kredi sözleşmesinin kefili hakkında. 15.6.2006 tarih ve 31.360,00 YTL bedelli taşıt kredi sözleşmesinden kaynaklanan bakiye alacak için 1.6.2007 tarihinde ilamsız takip başlatmıştır. Alacaklının aynı tarih ve bedelli kredi borcu için asıl borçlu . hakkında da. Beyoğlu 4. İcra Müdürlüğü’nün 2007/11016 Esas sayılı dosyası üzerinden rehnin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız icra takibi yaptığı görülmektedir. Yukarıda yazılı yasa hükmü karşısında asıl borçlu hakkında başlatılan bu takip sonuçlandırılıp, takibin semeresiz kaldığı belirlenmeden, kefil hakkında takip yapılamaz.

Borçlu vekilinin, 4077 Sayılı Kanunun 10/3. maddesi uyarınca, asıl borçluya karşı takip yapılıp, bu takip sonuçsuz kaldığı takdirde, müvekkili aleyhine takip yapılabileceğine ilişkin iddiası, İ.İ.K.nun 16. maddesi kapsamında şikâyet niteliğinde olup, kamu düzeni ile ilgilidir ve aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca süreye tabi değildir. O halde mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 10.5.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2002/2416

K. 2002/3854

T. 9.4.2002

• ALACAK DAVASI ( Asıl Borç Ödeme veya Başka Bir Nedenle Ortadan Kalktığında Bunun Ferisi Olan Faiz Alacağının da Ortadan Kalkması )

• FERİ ALACAK ( Asıl Borç Ödeme veya Başka Bir Nedenle Ortadan Kalktığında Bunun Ferisi Olan Faiz Alacağının da Ortadan Kalkması )

• ASIL BORCUN ÖDENMESİ ( Asıl Borç Ödeme veya Başka Bir Nedenle Ortadan Kalktığında Bunun Ferisi Olan Faiz Alacağının da Ortadan Kalkması )

• FAİZE İLİŞKİN HAKLARIN SAKLI TUTULMAMASI ( Ana Para Alınırken Faize İlişkin Hakların Saklı Tutulduğu İddia ve İspat Edilmiş Olunmadığından Faiz Alacağının Ortadan Kalkması )

818/m.113

ÖZET : 818 s. BK. m. 113 hükmüne göre, asıl borç ödeme veya başka bir nedenle ortadan kalktığında, bunun ferisi olan faiz alacağı da ortadan kalkar. Davacı, davalıya gönderdiği ihtarnamesinde ana borcun tamamının ödendiğini kabul etmiş olmasına rağmen, ana parayı alırken faize ilişkin haklarını saklı tuttuğunu iddia ve ispat etmiş olmadığından, faiz alacağının ortadan kalkması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalıya süt sattığını, aralarında düzenlenen sözleşmede süt bedellerinin geç ödenmesi halinde davalının gecikme cezasından sorumlu olacağının kararlaştırıldığını, davalının süt bedellerini zamanında ödemediğini ileri sürerek 5.000.000.000 TL gecikme cezasının tahsilini istemiştir.

Davalı, süt borcunun tamamını ödediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar arasında düzenlenen 1.1.1999 ve 1.4.1999 tarihli sözleşmelerin 12/c maddesindeki gecikme cezası niteliği itibariyle bir akti faizdir. Davacı, davalıya gönderdiği 6.10.1999 tarihli ihtarnamesinde ana borcun tamamının ödendiğini kabul etmiş olmasına rağmen ana parayı alırken faize ilişkin haklarını saklı tuttuğunu iddia ve ispat etmiş değildir. Borçlar Kanunun 113. maddesi hükmüne göre asıl borç ödeme veya başka bir nedenle ortadan kalktığında bunun ferisi olan faiz alacağının da ortadan kalkması gerekir. Bu durumda mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 9.4.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

21. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/17707

K. 2008/10112

T. 30.6.2008

• İHTİRAZİ KAYIT ( Evvelce İşleyen Faizleri Talep Hakkının Saklı Tutulduğu ve Saklı Tutulduğunun Hal ve Koşullardan Çıkartılması Kaydıyla Ödenmemiş Faizlerin İstenebilme Hakkının Ortadan Kalkmadığı )

• İŞLEMİŞ FAİZ ( Evvelce İşleyen Faizleri Talep Hakkının Saklı Tutulduğu ve Saklı Tutulduğunun Hal ve Koşullardan Çıkartılması Kaydıyla Ödenmemiş Faizlerin İstenebilme Hakkının Ortadan Kalkmadığı )

• KANUNİ FAİZ VE TEMERRÜT FAİZİ ( Asıl Borç İfa veya Sair Bir Suretle Son Bulmuş Olsa Bile Borcun Fer’isi Olan Faiz Varlığını Sürdürmekte ve Alacaklı Bunları Talep Edebilme Hakkını Yitirmediği )

• ASIL BORCUN SON BULMASI ( Alacaklının Bu Hakkını Saklı Tuttuğunu veya Durumun Koşullarından Bunun Anlaşıldığı Kanıtladığı Takdirde İşlemiş Faizlerle İlgili Alacak Hakkı Son Bulmayacağı )

• ZAMANAŞIMI ( Faiz Alacağı Asıl Alacağın Tabi Olduğu Zamanaşımına Tabi Olacağı – Ancak Zaman Aşımının Kesilmesi Sadece Dava Konusu Alacak İçin Söz Konusu Olduğu )

• İŞ KAZASINDAN DOĞMA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT ALACAĞI ( B.K’nun 125. Maddesi Gereğince 10 Yıllık Zamanaşımına Tabi Olacağı )

3095/m.1,2

818/m.113,131,125

ÖZET : Davacılar, icra takibine yapılan itirazın iptaliyle, takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Evvelce işleyen faizleri talep hakkının saklı tutulduğu ( ihtirazi kayıt ) ve saklı tutulduğunun hal ve koşullardan çıkartılması kaydıyla, ödenmemiş faizlerin istenebilme hakkı ortadan kalkmamakta, asıl borç ifa veya sair bir suretle son bulmuş olsa bile borcun fer’isi olan faiz, varlığını sürdürmekte ve alacaklı bunları talep edebilme hakkını yitirmemektedir.

İhtirazi kayıt, alacaklının borçluya yönelttiği bir irade bildirimi ile yapılır. Bu bildirim ifadan önce yada en geç ifanın ardından derhal yapılmalıdır. Ön koşul ileri sürülmemişse ilişkin olduğu hakkın düşmüş sayılması, o haktan zımni olarak vazgeçilmiş olması esasına dayanır. İşlemiş faizleri talep hakkının saklı tutulduğuna ilişkin beyanla ilgili olarak yasada bir şekil öngörülmemiştir. Asıl borç son bulduğu halde alacaklının, bu hakkını saklı tuttuğunu veya durumun koşullarından bunun anlaşıldığı kanıtladığı takdirde işlemiş faizlerle ilgili alacak hakkı son bulmayacaktır.

DAVA : Davacılar, icra takibine yapılan itirazın iptaliyle, takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillere kanuni gerektirici nedenlere göre davacılar M., E., İ., M. ve N. B..’ın tüm, davacı D. B.’ın 2 nolu, davalının 3 nolu bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.

2- Dava, ilamsız icra takibine yapılan itirazın iptali, takibin devamı ve % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece asıl alacağın 19.06.2002 tarihinde dava konusu edilen ve dava tarihi itibariyle on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı 4.000.00 YTL.’lık bölümü için borçlu davalı kısmi dava ile temerrüde düşürüldüğünden bu 4.000.00 YTL.’lık asıl alacak için 19.06.2002 tarihi ile asıl alacağın ödeme tarihi ve davacının takip talebindeki istemi gözetilerek 31.12.2004 tarihi arasındaki birikmiş faizin istenebileceği gerekçesiyle D. B.’ın davası yönünden 4.900.00 YTL. faiz alacağı için takibe yapılan itirazın iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, 10 yıllık zamanaşımı asıl alacağın dava edilen bölümü yönünden 19.06.2002 tarihinde kesildiğinden bu tarihten önceki döneme ilişkin birikmiş faiz alacağı zamanaşımına uğradığından fazla istemin reddine, diğer davacıların davasının ve icra-inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.

Tazminat konusunda hüküm altına alınacak faiz, tazminat faizidir; yani borçlunun temerrüdü ile ilgili olmayan, tazminatı miktar bakımından tamamlamayı hedef tutan bir faizdir. Zararın tamamiyle karşılanmış olması için tazminatın, zararın meydana geldiği anda, zarara uğrayan kimseye ödenmiş olması gerekir. Tazminat geç ödenirse zarar tam olarak karşılanmış olmaz. Bu konudaki faiz, tazminatın geç ödenmesi yüzünden meydana gelmiş bir ek zararın karşılığıdır. Tazminat faizini temerrüt faizinden ayıran önemli bir yönde temerrüt faizinde ihtardan veya davadan önce borçlu mütemerrit duruma girmediği halde tazminat faizinde zararı yapanın, tazminatın ödenmesi gereken ve zararın doğduğu günden başlayarak ihtara gerek olmadan kendiliğinden temerrüde düşmesidir.

Faiz alacağı zaman geçtikçe doğan bir alacak olmakla, dava açıldığı tarihten geriye doğru hesap edilebilecek zamanaşımı süresi için istenebilir.

Borçlar Kanunun 131. maddesi gereğince asıl alacak zaman aşımına uğradığından faiz ve diğer ek haklarda zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur. Borçlar Kanununun 133/2. maddesince alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.

İş kazasından doğma maddi ve manevi tazminat alacağı Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi gereğince 10 yıllık zaman aşımına tabidir.

Faiz alacağının ayrı bir davaya konu olmasını engelleyen bir yasa hükmüde yoktur. Faiz isteği, asıl alacağın bir bölümü olmadığından, ayrı bir alacak niteliğindedir.

Borçlar Kanunu’nun 113/2. maddesi hükmüne göre, evvelce işleyen faizleri talep hakkının saklı tutulduğu ( ihtirazi kayıt ) ve saklı tutulduğunun hal ve koşullardan çıkartılması kaydıyla, ödenmemiş faizlerin istenebilme hakkı ortadan kalkmamakta, asıl borç ifa veya sair bir suretle son bulmuş olsa bile borcun fer’isi olan faiz, varlığını sürdürmekte ve alacaklı bunları talep edebilme hakkını yitirmemektedir.

İhtirazi kayıt, alacaklının borçluya yönelttiği bir irade bildirimi ile yapılır. Bu bildirim ifadan önce yada en geç ifanın ardından derhal yapılmalıdır. Ön koşul ileri sürülmemişse ilişkin olduğu hakkın düşmüş sayılması, o haktan zımni olarak vazgeçilmiş olması esasına dayanır. İşlemiş faizleri talep hakkının saklı tutulduğuna ilişkin beyanla ilgili olarak yasada bir şekil öngörülmemiştir. Asıl borç son bulduğu halde alacaklının, bu hakkını saklı tuttuğunu veya durumun koşullarından bunun anlaşıldığı kanıtladığı takdirde işlemiş faizlerle ilgili alacak hakkı son bulmayacaktır.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacıların yakınları olan sigortalının 21.08.1992 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu ölümü nedeniyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 19.06.2002 tarihinde açtıkları dava ile maddi ve manevi zararlarının giderilmesini istedikleri, Ankara 5. İş Mahkemesinin 2002/789 Esas nolu dosyasında görülen dava sonucu mahkemece davacı D. B. için 4.000.00 YTL: maddi, 500.00 YTL. manevi, davacılar M. ve E. B.’ın herbiri için ayrı ayrı 500.00 YTL. manevi, davacılar İ., M., N. B.’ın herbiri için ayrı ayrı 250.00 YTL. manevi tazminata hükmedildiği, faiz talep edilmediğinden faizle ilgili bir hüküm kurulmadığı, kararın Dairemizce onanması üzerine davacı tarafça ilamlı takip yoluna başvurulduğu ve takip talebinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu, borçluya çıkarılan ödeme emrinde de fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğunun yazılı olduğu, takibe konulan asıl alacağın haricen ödenerek taraflar arasında düzenlenen 21.04.2005 tarihli ibranamede Ankara 5.İcra Müdürlüğünün 2005/1531 Esas nolu dosyasında belirtilen alacağın tamamının borçludan alınarak icra dosyasındaki alacaktan dolayı borçlunun ibra edildiğinin bildirildiği, davacı vekilinin Döndü Bulan yararına anılan mahkemece hüküm altına alınan 4.000.00 YTL. maddi tazminat alacağının birikmiş faizi olan 21.333.00 YTL. için 25.04.2005 tarihinde ilamsız takip başlatıldığı, borçlu davalı tarafından itiraz edilmesi üzerine bu davanın açıldığı görülmektedir.

Gerek tazminat davasındaki dava dilekçesinde gerekse takip talebinde ve ödeme emrinde fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulduğu belirtildiğinden ve ibranamede yalnızca asıl alacakla ilgili icra takibi yapılan alacak yönünden borçlunun ibra edildiği açıkça belirtildiğinden mahkemenin alacaklı davacının faiz alacağına ilişkin hakkını saklı tuttuğuna ilişkin kabulü doğrudur. Ancak tazminat faizinde temerrüt olay anında oluştuğundan temerrüt için ihtar gerekmediğinden ve faiz alacağı asıl alacak ödenmedikçe hergün işleyen yürüyen, zaman geçtikçe doğan bir alacak olduğundan dava açıldığı tarihten geriye doğru hesap edilecek süre için istenebileceğinden somut olayda 10 yıllık zamanaşımı süresi 25.04.2005 takip tarihinden geriye doğru hesaplanmalı ve asıl alacağın 21.04.2005 tarihinde ödendiği davacının takip talebinde 31.12.2004 tarihine kadar birikmiş faizi talep ettiğide gözetildiğinde davacının bu dava ile 4.000.00 YTL. asıl alacağın ( 25.04.2005-10 yıl ) 21.04.1995 tarihi ile 31.12.2004 tarihi arasındaki birikmiş faiz alacağını talep edebileceği kabul edilmelidir.

Hal böyle iken mahkemece tazminat alacağında temerrüdün talep edilmekle oluşacağının kabulüyle faiz alacağını eksik hesaplayan 5.6.2006 tarihli bilirkişi raporu hükme dayanak alınarak sonuca gidilmiş olması hatalı olmuştur.

3- Öte yandan 19.12.1984 gününde yürürlüğe giren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanun, Muraba Nizamnamesini yürürlükten kaldırarak bu tarihe kadar % 5 olan kanuni faiz oranını %30 olarak belirlenmiş, ancak Bakanlar Kuruluna bu oranı % 80′ine kadar artırma ve eksiltme yetkisi verilmiş, Bakanlar Kurulunca bu yetkiye dayanılarak 1.1.998 tarihinde kanuni faiz oranı %50′ye çıkartılmış, Anayasa Mahkemesi 15.12.1998 tarihli kararı ile 3095 sayılı Yasa’nın 1 ve 2. maddelerini iptal etmiş, karar 26.11.1999 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak 6 ay sonra 26.5.2006 tarihinde yürürlüğe girmeden önce 15.12.1999 tarihli 4489 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile 3095 sayılı Yasa’nın 1. maddesi değiştirilerek Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranını yasal faiz oranı olarak belirlemiştir.

Ancak 1.4.2003 tarihinde itibaren uygulanan 2003 yılı Bütçe Kanununda ilgili Kanunda düzenleme yapılıncaya kadar Genel Bütçeye dahil daireler ile Katma Bütçeli idarelerin ilama bağlı alacakları için 3095 sayılı Yasa’nın 1. maddesindeki kanuni faiz oranı 1.4.2003 tarihinden itibaren aylık %2,5 olarak, 2004 yılı Bütçe Kanununda %1.25 , 2005 yılı Bütçe Kanunu ile 1.1.2005 tarihinden itibaren aylık %1 olarak belirlenmiş, ancak Anayasa Mahkemesince 2003, 2004 ve 2005 yılı Bütçe Kanunlarındaki bu hükümler Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. 5335 sayılı Yasa ile 3095 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş yasal faiz oranı 1.5.2005 tarihinden itibaren %12 olarak belirlenmiş, bu oran Bakanlar Kurulu Kararı ile 1.1.2006 tarihinden itibaren % 9′a indirilmiştir. Gerek Dairemizin oturmuş içtihatlarında gerekse Hukuk Genel Kurulu’nun 1.12.2004 tarihli 2004/12-667 Esas 2004/628 Kararında Bütçe Kanunundaki aylık faiz oranının sadece genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin ilama bağlanmış borçlarıyla sınırlı bir düzenleme getirdiği, bu nitelikte olmayan borçların kapsam dışı tutulduğu bildirilmiştir.

T.C. Merkez Bankası Başkanlığınca İskonto oranı 17.5.2002 tarihinde % 55, 14.6.2003 tarihinde % 50, 8.10.2003 tarihinde % 43, 15.6.2004 tarihinde % 38, 13.1.2005 tarihinde % 32 olarak tesbit edilmiştir.

Bu tesbitler karşısında yasal faiz oranlarının 19.12.1984 tarihine kadar %5, 20.12.1984- 31.12.1997 arasında %30, 1.1.998-14.12.1999 arasında %50, 15.12.1999-16.5.2002 arasında 60, 17.5.2002-13.6.2003 arasında %55, 14.6.2003-7.10.2003 arasında %50 8.10.2003-14.6.2004 arasında %43, 15.6.2004-12.1.2005 arasında %38, 13.1.2005 30.4.2005 arasında %32, 1.5.2005-.31.12.2005 arasında %12, 1.1.2006 tarihinden itibaren %9 olarak uygulanması gerekir.

İhtilaf konusu uyuşmazlıkta mahkemece hükme esas alınan 5.6.2006 günlü hesap raporunda 19.6.2002-1.7.2002 tarihleri arasında faiz oranı %55 olduğu halde % 60, 14.06.2003- 1.7.2003 tarihleri arasında % 50 olduğu halde % 55, 8.10.2003-1.1.2004 tarihleri arasında % 43 olduğu halde % 50, 15.06.2004-1.7.2004 tarihleri arasında % 38 olduğu halde % 43 oranı esas alınarak faiz alacağının 19.06.2002-31.12.2004 tarihleri arasındaki dönem yönünden fazla hesaplandığı raporun hükme dayanak alınacak nitelikte olmadığı görülmektedir.

Yapılacak iş; faiz alacağı hesabını yukarıda açıklanan dönem için açıklanan oranlar esas alınarak yeniden hesaplatmak ve çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 30.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/7547

K. 2010/5572

T. 6.5.2010

• KREDİ BORCU NEDENİYLE AÇILAN İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Davalı Borçlunun Asıl Borçlunun Kredi Borcuna Kefil Olduğu/Davalının Takibe İtirazında Asıl Borçlunun Borcu Ödediğini Belirttiği – Davacı Bankaya Ait Defter ve Kayıtlar İle Davalının Cevabında Belirttiği Diğer İcra Dosyasının İnceleneceği )

• İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Davalı Borçlunun Asıl Borçlunun Kredi Borcuna Kefil Olduğu/Davalının Takibe İtirazında Asıl Borçlunun Borcu Ödediğini Belirttiği – Davacı Bankaya Ait Defter ve Kayıtlar İle Davalının Cevabında Belirttiği Diğer İcra Dosyasının İncelenmesi Gerektiği )

• ASIL BORCUN SONA ERMESİ ( İtirazın İptali Davası/Davalı Borçlunun Asıl Borçlunun Kredi Borcuna Kefil Olduğu – Davalının İtirazında Asıl Borçlunun Borcu Ödediğini Belirttiği – Davacı Bankaya Ait Defter ve Kayıtlar İle Davalının Cevabında Belirttiği Diğer İcra Dosyasının İnceleneceği )

2004/m.67

ÖZET : İtirazın iptali davasında; asıl borçlunun kredi borcunu ödememesi nedeniyle davacı bankaca davalı kefil hakkında takip başlatılmıştır. Davalı takibe itirazında, takip konusu borcun asıl borçlu tarafından ödenerek borcun sona erdiğini belirtmiştir. Mahkemece davacı bankanın takip tarihi itibariyle alacaklı olduğu miktarın, konusunda uzman bilirkişi heyetince, davacı bankaya ait defter ve kayıtlar ile davalının cevabında belirttiği diğer icra dosyası incelenmelidir.

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili bankayla dava dışı Engin Sezgin arasında imzalanan kredi sözleşmesi gereğince Engin Sezgin’e kredi kullandırıldığını, ancak kredi borcunun ödenmediğini, bunun üzerine asıl borçlu ve kefil olan davalı aleyhine başlatılan icra takibine davalı tarafından haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, kendisi aleyhine aynı borçtan dolayı iki kez takip başlatıldığını, bunlardan ilkinin bu kredi sözleşmesine, ikincisinin krediye teminat amaçlı olarak alınan bonoya dayandığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, takibin dayanağı olan kredi sözleşmesi ile kullanılan kredi borcunun ödenmediği, davalının ödeme iddiasını kanıtlayamadığı, itirazında haksız olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.

Davalı takibe itirazında , takip konusu borcun asıl borçlu tarafından ödenerek borcun sona erdiğini belirtmiştir. Mahkemece davacı bankanın takip tarihi itibariyle alacaklı olduğu miktarın, konusunda uzman bilirkişi heyetince, davacı bankaya ait defter ve kayıtlar ile davalının cevabında belirttiği diğer icra dosyası incelenip, bu incelemeden çıkacak sonucun diğer delillerle birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 06.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/8090

K. 2009/3479

T. 21.4.2009

• MENFİ TESPİT DAVASI ( Bono Bedeli Takip Tarihinden Önce Ödendiğine Göre Asıl Borç Son Bulduğundan Fer’i Borç Niteliğindeki Borçlar da Sona Erdiği )

• BONO BEDELİNİN TAKİPTEN ÖNCE ÖDENMESİ ( Asıl Borç Son Bulduğundan Fer’i Borç Niteliğindeki Borçlar da Sona Erdiği )

• FER’İ BORÇ ( Menfi Tespit Davası – Bono Bedeli Takip Tarihinden Önce Ödendiğine Göre Asıl Borç Son Bulduğundan Fer’i Borç Niteliğindeki Borçlar da Sona Erdiği )

• ASIL BORÇ ( Menfi Tespit Davası – Bono Bedeli Takip Tarihinden Önce Ödendiğine Göre Asıl Borç Son Bulduğundan Fer’i Borç Niteliğindeki Borçlar da Sona Erdiği )

818/m.113

2004/m.72

ÖZET : Bono bedeli takip tarihinden önce ödendiğine göre, asıl borç son bulduğundan, fer’i borç niteliğindeki borçlar da sona ermiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili tarafından takipten önce ödenen 15.000.00 YTL lik bononun icra takibine konu edildiğini, davalı-alacaklının sanki ödeme takipten sonra yapılmış gibi icra dosyasına asıl alacağı haricen aldığını, faiz, vekalet ücreti, harç ve masraflar toplamından kaynaklanan 4.953.28 YTL alacağı için takibe devam ettiğini bildirdiğini, ancak asıl alacak takipten önce ödendiği için bunlardan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını ileri sürmüş ve icra takibine konu edilen bono bedeli takipten önce ödendiğinden, müvekkilinin 4.953.28 YTL borçlu olmadığının tespitine, bu miktarın %40′ı oranında kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, senet borcu banka havalesi ile ödenirken davacının senet vadesini yanlış yazdığını, taraflar arasında çok senet bulunduğu için müvekkilinin ödenmediği zannı ile senedi takibe koyduğunu, daha sonra yapılan araştırma ile ödemenin bu bonoya ait olduğu anlaşılınca hacizlerin kaldırıldığını, davanın konusuz kaldığını savunarak reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller neticesinde, bono bedelinin takip tarihinden ( 15.11.2005 ) önce ödendiği, bir başka ifade ile asıl borcun takip tarihi itibariyle son bulduğu, BK’nın 113/1. maddesi gereğince diğer fer’i hakların da sakıt olduğu, hal böyle olunca davalı tarafın icra dosyası ile talep ettiği 4.953.28 YTL borç fer’ nitelikte bir borç olduğundan ve asıl alacak son bulduğundan fer’i borcun da son bulduğu, davalının icra takibine devam etmekle kötüniyetini gösterdiğini, gerekçeleri ile davanın kabulüne, icra dosyası nedeniyle davacının 4.953.28 YTL borçlu bulunmadığının tespitine, bu bedelin %40′ı oranındaki kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ( ONANMASINA ), 21.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2004/10-771

K. 2005/24

T. 2.2.2005

• YAŞLILIK AYLIĞININ GEÇ ÖDENMESİ NEDENİYLE FAİZ TALEBİ ( Asıl Alacağı İhtirazi Kayıt İleri Sürmeden Alan Sigortalının Sonradan Faiz Talep Edemeyeceği )

• FAİZ HAKKI SAKLI TUTULMADAN BİRİKMİŞ YAŞLILIK AYLIĞININ TAHSİLİ ( Asıl Borç Ödenmekle Fer’i Borçların da Sakıt Olması )

• ASIL BORÇ NİTELİĞİNDEKİ BİRİKMİŞ YAŞLILIK AYLIĞI ALINIRKEN FAİZ HAKKININ SAKLI TUTULMAMASI ( Fer’i Borç Niteliğindeki Faizin Talep Edilememesi )

• İHTİRAZİ KAYIT İLERİ SÜRMEDEN ASIL BORÇ NİTELİĞİNDEKİ BİRİKMİŞ YAŞLILIK AYLIĞINI ALAN SİGORTALI ( Sonradan Faiz Talep Edemeyeceği )

506/m.60

818/m.113/2

ÖZET : Somut olayda, birikmiş yaşlılık aylıkları davalı Kurum tarafından toplu olarak ödenen davacı, sonrasında faiz alacağına ilişkin bu davayı açmıştır. Davada, faiz alacağının hüküm altına alınabilmesi için, maddede belirtildiği gibi, işlemiş faizi talep hakkının saklı tutulduğunun beyan edildiği ya da eylem ve işlemlerinden bu durumun anlaşılmakta olduğunun kanıtlanması gerekir. Borç ilişkisinin sosyal güvenlik hukukuna dayalı olması, borçların ferilerinin son bulması yönünden düzenleyici nitelikte hüküm öngören Borçlar Kanununun 113. maddesinde belirtilen ana kuralın ve maddede sınırlı olarak belirtilen düzenlemelerin dışına çıkılması sonucunu yaratmamaktadır. Asıl borcun son bulması nedeniyle fer’ilerinin de son bulduğunun mahkemece resen göz önünde tutulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana 2.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.11.2003 gün ve 2002/929-2003/1249 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 13.04.2004 gün ve 2004/384-3104 sayılı ilamı ile;

( … Dava, yaşlılık aylığının geç ödenmesinden doğan faiz alacağının ödetilmesi istemine ilişkin olup, konu ile ilgili Borçlar Kanunu’nun 113.maddesinde “Asıl borç ödenmekle… fer’i haklar dahi sakıt olur. Evvelce işleyen faizleri talep hakkının mahfuz bulunduğu beyan edilmiş veya hal icabından neşet eylemiş olmadıkça bu faizler talep olunamaz. ” hükmü öngörüldüğünden, davacının geç ödemeden doğan faiz hakkını saklı tuttuğuna ilişkin belge olup olmadığı araştırılmadan, eksik inceleme sonucu yazılı olduğu şekilde faiz alacağına hükmedilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… )

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Borçlar Kanununun 113. maddesi uyarınca, son fıkrasında belirtilen gayrimenkul rehni, kıymetli evrak ve konkordatoya ilişkin özel hükümler dışında, asıl borç ifa ile veya başka bir suretle sona erdiği takdirde kural olarak kefalet, rehin ve diğer fer’i haklar da sona ermektedir.

Fer’i haklar, borç ilişkisinin içerdiği alacak hakkının bir kısmı, bir parçası değildir. Asıl borca bağlı, asıl borç mevcut ve geçerli olduğu sürece geçerlidir ve asıl alacak ile birlikte doğar; varlığını sürdürür, onunla birlikte sona ererler. Fer’i hakların en önemlilerinden birisi de faizdir.

Kural bu olmakla beraber, Borçlar Kanunu işlemiş faizin devam edip etmeyeceği konusunda özel bir hüküm getirmiştir. Borçlar Kanununun 113/2. maddesi hükmüne göre, evvelce işleyen faizleri talep hakkının saklı tutulduğu ( ihtirazi kayıt ) veya saklı tutulduğunun hal ve koşullardan çıkartılması kaydıyla, ödenmemiş faizlerin istenebilme hakkı ortadan kalkmamakta, asıl borç ifa veya sair bir suretle son bulmuş olsa bile, borcun fer’isi olan faiz varlığını sürdürmekte ve alacaklı bunları talep edebilme hakkını yitirmemektedir.

İhtirazi kayıt, alacaklının borçluya yönelttiği bir irade bildirimi ile yapılır. Bu bildirim ifadan önce ya da en geç ifanın ardından derhal yapılmalıdır. Ön koşul ileri sürülmezse ilişkin olduğu hakkın düşmüş sayılması, o haktan zımni olarak vazgeçilmiş olması esasına dayanır.

İşlemiş faizleri talep hakkının saklı tutulduğuna ilişkin beyanla ilgili olarak yasada bir şekil öngörülmemiştir. Asıl borç son bulduğu halde alacaklı, bu hakkını saklı tuttuğunu veya durumun koşullarından bunun anlaşılması gerektiğini kanıtladığı takdirde işlemiş faizlerle ilgili alacak hakkı, son bulmayacaktır.

Burada önemli yön, alacaklının hangi eylem ve işlemlerinin, bu hakkı kullanmak istediği şeklinde yorumlanması gerektiğidir. İfade edilmek istenen husus, somut olayın niteliğinin, para borcunun son bulmasına karşılık, işlemiş faiz borcunun devamını gerektirmesidir. Alacaklı açıkça ihtirazi kayıt ileri sürmese de, yaptığı eylem ve işlemlerden bu hakkını kullanmak istediği sonucu çıkarılabiliyorsa, artık bu hakkın saklı tutulduğunun kabulü gerekecektir. Alacaklının, asıl borç konusu para alacağını tahsil ederken, işlemiş faizleri talep hakkını saklı tuttuğunu beyan etmediği veya bu durum “hal ve koşullardan çıkartılmadığı” takdirde ise, yukarıda belirtilen yasal ilke uyarınca, asıl borç son bulmakla, faiz alacağı da son bulacaktır.

Somut olayda, birikmiş yaşlılık aylıkları davalı Kurum tarafından toplu olarak ödenen davacı, sonrasında faiz alacağına ilişkin bu davayı açmıştır. Davada, faiz alacağının hüküm altına alınabilmesi için, maddede belirtildiği gibi, işlemiş faizi talep hakkının saklı tutulduğunun beyan edildiği ya da eylem ve işlemlerinden bu durumun anlaşılmakta olduğunun kanıtlanması gerekir.

Borç ilişkisinin sosyal güvenlik hukukuna dayalı olması, borçların ferilerinin son bulması yönünden düzenleyici nitelikte hüküm öngören Borçlar Kanununun 113. maddesinde belirtilen ana kuralın ve maddede sınırlı olarak belirtilen düzenlemelerin dışına çıkılması sonucunu yaratmamaktadır. Asıl borcun son bulması nedeniyle fer’ilerinin de son bulduğunun mahkemece resen göz önünde tutulması gerekir.

Belirtilen nedenlerle, davacının, faiz talep hakkını saklı tuttuğuna ilişkin beyanın ya da bu kapsamda ele alınacak halin gereği olan işlem ve eylemlerin neler olduğunun araştırılarak, ortaya konmasında yasal zorunluluk bulunmaktadır.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda açıklanan ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.02.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/13430

K. 2011/6565

T. 12.5.2011

• İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLUYLA TAKİP ( Haciz Yoluyla Takip – Asıl Borçlu Hakkında Yapılan Takibin Kefiller Hakkında Tahsilde Tekerrüre Meydan Vermemek Koşuluyla Haciz Yoluyla Takibe Engel Oluşturmadığı )

• ASIL BORÇLU HAKKINDA YAPILAN TAKİBİN KEFİLE YAPILACAK TAKİBİ ENGELLEMEDİĞİ ( İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip – Kefilin Haciz Yoluyla Takibi )

2004/m. 150

ÖZET : Dava dışı takip borçlusu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılması, davalı kefiller hakkında tahsilde tekerrüre meydan vermemek koşulu ile haciz yolu ile takip yapılmasına engel teşkil etmez.

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı banka ile dava dışı A… Aracılık Hizmetleri Ltd. Şti. arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmelerini davalıların müteselsil kefil olarak imzaladığı, kefillerden N. A.’ın ipotek verdiği davacı bankanın borçlu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile davalı kefiller hakkında da tahsilde tekerrür olmamak üzere ilamsız takip yapıldığı, takibe itiraz üzerine ise bu davanın açıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Davalılar vekili, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan takipte ödemeler yapıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Yargılama sırasında davalı kefillerden A… Motorlu Araçlar Ltd. Şti. iflas etmiştir.

Mahkemece, yapılan yargılama sonucu ipotekli takibe ilişkin dosyada davadan sonra yapılan ödemeler dolayısı ile davanın konusuz kaldığı anlaşıldığından karar verilmesine yer olmadığına, %40 icra inkar tazminatının davalıdan ( A… Motorlu Araçlar Ltd. Şti. hariç ) tahsiline, davalı Motorlu Araçlar Nak. Ltd. Şti. hakkında açılan davanın tefriki ile yeni bir esasa kaydedilmesine karar verilmiş, hüküm davacı banka vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dışı takip borçlusu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılması, davalı kefiller hakkında tahsilde tekerrüre meydan vermemek koşulu ile haciz yolu ile takip yapılmasına engel teşkil etmez. Haciz yolu ile kefiller hakkında yapılan icra takibinde yapılmış bir ödeme bulunmadığı anlaşıldığından ipoteğin paraya çevrilmesi ile ilgili icra dosyasında yapılan ödemeler haciz yolu ile yapılan icra takibine yönelik itiraz nedeni ile açılan bu davayı konusuz kılmıştır. Kaldı ki, 2007/311 Sayılı takip dosyası dışındaki ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan icra takiplerinin bu dava ile ilgisinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda Mahkemece, takip tarihi itibari ile kefillerin kefalet limitleri ve kendi temerrütlerinden doğan sorumlulukları belirlenerek borç miktarının saptanması ve tahsilde tekerrüre meydan vermeyecek şekilde uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükümün BOZULMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 12.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

17. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/4523

K. 2010/7737

T. 5.10.2010

• TASARRUFUN İPTALİ DAVASI ( Asıl Borçlu Olan Şirketin Tasfiye Halinde Olması Nedeniyle Bu Tasfiyenin Akıbetinin Araştırılması ve Ondan Sonra Davalı Şirketin Tasarrufun Tarafı Olmadığı da Göz Önünde Bulundurularak Karar Verileceği )

• ASIL BORÇLU OLAN ŞİRKETİN TASFİYE HALİNDE OLMASI ( Tasarrufun İptali Davası – Asıl Borçlu Olan Şirketin Tasfiye Halinde Olması Nedeniyle Bu Tasfiyenin Akıbetinin Araştırılması ve Ondan Sonra Davalı Şirketin Tasarrufun Tarafı Olmadığı da Göz Önünde Bulundurularak Karar Verileceği )

• TASARRUFTA BULUNAN VE BORÇLU OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN ŞİRKET ( 3. Kişi Arasında Zorunlu Dava Arkadaşlığı Olması Nedeniyle Dava Dilekçesinin Mirasçılarına Usulüne Uygun Biçimde Tebliğ Edilerek Taraf Teşkilinin Sağlanması Gerektiği )

6183/m.24,25

ÖZET : Asıl borçlunun Tasfiye Halinde K. Turistik İşletme Tic. Ltd. Şti. olduğu, tasarrufta bulunan kişinin bu şirketin ortağı olan N. G. olduğu belirtilmek suretiyle Necmiye tarafından annesi olan davalı Z. O.’a satılan taşınmaza ilişkin tasarrufun iptali istenilmiş, ancak dosya arasındaki nüfus kaydına göre ölmüş olduğu anlaşılan Necmiye’nin mirasçıları davada taraf olarak gösterilmediği gibi Necmiye hakkında davacı alacaklı tarafından usulüne uygun biçimde yapılmış bir icra takibi olup olmadığına ilişkin belgeler getirtilmemiş, takibe ilişkin olarak sadece haciz varakası dosyaya ibraz edilmiştir. Ayrıca davalı olarak gösterilen borçlu şirket tasfiye halinde olduğu halde tasfiyenin sonucu da araştırılmamıştır. Bu durumda tasarrufta bulunan ve borçlu olduğu ileri sürülen N. G. ile üçüncü kişi Z. O. arasında zorunlu dava arkadaşlığı olması sebebiyle dava dilekçesinin mirasçılarına usulüne uygun biçimde tebliğ edilerek taraf teşkilinin sağlanması, Necmiye hakkında alacaklı davacı tarafından yapılan icra takibi var ise buna ilişkin tüm belgelerin merciinden getirtilip dosya arasına konulması, asıl borçlu olan şirketin tasfiye halinde olması sebebiyle bu tasfiyenin akıbetinin araştırılması, ondan sonra davalı şirketin tasarrufun tarafı olmadığı da göz önünde bulundurularak toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükümün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı Z. O. vekilince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 5.10.2010 Salı günü davacı Maliye Hazinesi izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili Av. Hatice Sarılkan ile davalı Z. O. vekili Av. Zekeriya Muhiddin Arık geldiler. Diğer davalı tarafından gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan tarafların vekilleri dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili davalılardan Tasfiye Halinde K. Turistik İşletme Tic. Ltd. Şti.nin müvekkiline olan vergi borcu sebebiyle yapıkları icra takibi sırasında şirketin borca yeter malvarlığına rastlanılmadığını , şirket ortaklarından N. G.’ün kamu alacağının tahsilini engellemek amacı ile kendisine ait taşınmazları annesi olan davalı Zehra’ya sattığını öne sürerek yapılan tasarrufun iptalini talep etmiştir.

Davalılardan Z. O. davanın reddini savunmuş, diğer davalı ise cevap vermemiştir.

Mahkemece davanın kabulüne ve yapılan tasarrufların iptaline karar verilmiş, hüküm davalılardan Z. O. vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, 6183 Sayılı yasanın 24 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

Aynı yasanın 25. maddesi uyarınca açılacak iptal davalarının borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılması gerekir. Bunlardan başka kötü niyet sahibi üçüncü şahıslar aleyhine de iptal davası açılabilir. Zorunlu dava arkadaşı durumunda olan kişilerin tümünün davalı olarak gösterilmemesi halinde eksik gösterilen kişi veya kişilere dava dilekçesinin tebliği ile davaya dahil edilmeleri sağlanmalıdır. Ayrıca borçlu olarak hakkında dava açılan kişi veya kişiler hakkında yapılmış ve kesinleşmiş bir icra takibinin de bulunması gerekir.

Somut olayda asıl borçlunun Tasfiye Halinde K. Turistik İşletme Tic. Ltd. Şti. olduğu, tasarrufta bulunan kişinin bu şirketin ortağı olan N. G. olduğu belirtilmek suretiyle Necmiye tarafından annesi olan davalı Z. O.’a satılan taşınmaza ilişkin tasarrufun iptali istenilmiş, ancak dosya arasındaki nüfus kaydına göre ölmüş olduğu anlaşılan Necmiye’nin mirasçıları davada taraf olarak gösterilmediği gibi Necmiye hakkında davacı alacaklı tarafından usulüne uygun biçimde yapılmış bir icra takibi olup olmadığına ilişkin belgeler getirtilmemiş, takibe ilişkin olarak sadece haciz varakası dosyaya ibraz edilmiştir. Ayrıca davalı olarak gösterilen borçlu şirket tasfiye halinde olduğu halde tasfiyenin sonucu da araştırılmamıştır. Bu durumda tasarrufta bulunan ve borçlu olduğu ileri sürülen N. G. ile üçüncü kişi Z. O. arasında zorunlu dava arkadaşlığı olması sebebiyle dava dilekçesinin mirasçılarına usulüne uygun biçimde tebliğ edilerek taraf teşkilinin sağlanması, Necmiye hakkında alacaklı davacı tarafından yapılan icra takibi var ise buna ilişkin tüm belgelerin merciinden getirtilip dosya arasına konulması, asıl borçlu olan şirketin tasfiye halinde olması sebebiyle bu tasfiyenin akıbetinin araştırılması, ondan sonra davalı şirketin tasarrufun tarafı olmadığı da göz önünde bulundurularak toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Yukarda açıklanan sebeplerle davalı Z. O. vekilinin temyiz itirazları yerindedir, kabulüyle hükümün BOZULMASINA, 750, 00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı Z. O.’a verilmesine, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davalı Z. O.’a geri verilmesine, 5.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2007/19-271

K. 2007/325

T. 6.6.2007

• MÜŞTEREK BORÇLU VE MÜTESELSİL KEFİL SIFATIYLA KEFALET ( Kefalet Limiti ve Alacak ve Teminat Mektubu Bedelleri Bu Kefalet Limiti İçinde Kaldığından Asıl Borçlu Şirket Gibi Borçtan Sorumlu Olacağı – İtirazın İptali )

• İTİRAZIN İPTALİ ( Müşterek Borçlu ve Müteselsil Kefil Sıfatıyla Kefalet – Kefalet Limiti ve Alacak ve Teminat Mektubu Bedelleri Bu Kefalet Limiti İçinde Kaldığından Kefillerin Asıl Borçlu Şirket Gibi Borçtan Sorumlu Olacağı )

• YABANCI PARA LİMİTLİ KREDİ SÖZLEŞMELERİNİ İMZALAYAN KEFİLLER ( Müşterek Borçlu ve Müteselsil Kefil Sıfatıyla İmzalamaları – Kefalet Limiti ve Alacak ve Teminat Mektubu Bedelleri Bu Kefalet Limiti İçinde Kaldığından Asıl Borçlu Şirket Gibi Borçtan Sorumlu Olacağı )

• ASIL BORÇLU ŞİRKETE DÖVİZ KREDİSİ KULLANDIRILMASI ( Müşterek Borçlu ve Müteselsil Kefil Sıfatıyla Kefalet – Kefalet Limiti ve Alacak ve Teminat Mektubu Bedelleri Bu Kefalet Limiti İçinde Kaldığından Kefillerin Asıl Borçlu Şirket Gibi Borçtan Sorumlu Olacağı )

818/m.487

2004/m.67

ÖZET : Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Kefillerin kefalet limiti ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olduğu belirgin olup; bu husus mahkemenin de kabulündedir. Ne var ki, kefiller sadece TL limitli sözleşmelere değil, DM limitli kredi sözleşmelerine de miktarları açıkça belirterek müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kefalet koymuş, imzalamış ve imzaya bir itirazda da bulunmamışlardır. Davalı asıl borçlu şirkete kullandırılan krediler döviz kredisi olup, diğer davalı borçlu kefillerin kefalet limiti ve alacak ve teminat mektubu bedelleri bu kefalet limiti içinde kalmaktadır. Adı geçen kefillerin -müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla- asıl borçlu şirket gibi borçtan sorumlu olacağı görüşüne dayalı mahkeme kararı isabetlidir.

DAVA : Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesince “davanın kısmen kabulüne” dair verilen 06.11.2002 gün ve 1999/670-2002/1045 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 11.03.2004 gün ve 2003/6103-2004/2550 sayılı ilamı ile;

( … Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

5.8.2001 tarihli bilirkişi raporunda davacı banka ile Sadri Şener A.Ş. arasında 72.150.000.000.-TL. limitli kredi sözleşmesi imzalandığını, diğer davalıların bu sözleşmeye müteselsilen kefil olduğunu belirtmiştir. Kefiller kefalet limiti ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumludur. Mahkemece, bu ilke doğrultusunda davalı kefilleri Türk Lirası krediden dolayı sorumlu bulunduğu miktar saptanarak varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.

Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün kefil olan davalılar yararına bozulmasına… ) ,

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı/alacaklı banka – ki dava tarihinde Türkiye İthalat İhracat Bankası A.Ş. ( İMPEXBANK A.Ş. ) Geçici Yönetimi sıfatıyla Türkiye Emlak Bankası A.Ş. olup davacı/alacaklı banka olarak anılacaktır – vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile davalı Sadri Şener İnş. San ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan diğer davalılarında müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladıkları genel kredi sözleşmeleri kapsamında davalı şirkete Türk Lirası ve Döviz üzerinden ayrı ayrı kredi kullandırıldığını, borcun ödenmemesi üzerine hesabın kat edilerek alacağın tahsili için İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 1994/32065 sayılı dosyası ile yapılan takibe davalıların haksız itiraz ettiklerini, ifadeyle, vaki haksız itirazlarının iptaline, takibin devamına %40 icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı/borçlu taraf, teminat mektubu taleplerinin yerinde olmayıp, bir kısmının geçerliliğini yitirdiğini, bir kısmının iade olmayıp ancak tazminde olmadığını, riskin oluşmadığını, davacının bankacılık faaliyetinin sona ermiş olması nedeniyle riskin söz konusu olmayıp, asıl alacak, faiz, teminat mektuplarına ilişkin talebin fahiş olduğunu ifadeyle, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; “Tahsilde tekerrür olmamak üzere davalıların İstanbul 6.İcra Müdürlüğünün 1994/32065 sayılı takibe vaki itirazlarının iptaline, takibin 246.041.247.168 TL nakit alacağa 14/9/94 tarihi itibariyle %371,4 temerrüt faizi yürütülerek talepnamedeki %10 avukatlık Ücreti istemi çıkarılarak avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanmak suretiyle ve 371.889.000 TL tutarlı 11 adet teminat mektubu, 2 adet 19.050.000 DM toplam tutarlı ve 1 adet 1.260.000 Ffr tutarında meri teminat mektup bedellerinin davacı bankanın faiz getirmeyen bir hesabında depo edilmesini temine, takibin devamına, davacının faiz oranı ile diğer fazlaya ilişkin istemlerinin reddine, Nakit üzerinden %40 icra inkar tazminatı olan 98.416.498.867 TL’nin davalılardan tahsiline” karar verilmiş; hükmü taraf vekilleri temyiz etmiştir.

Özel Dairece davacının tüm, davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi ile hüküm; “5.8.2001 tarihli bilirkişi raporunda davacı banka ile Sadri Şener A.Ş. arasında 72.150.000.000.-TL. Limitli kredi sözleşmesi imzalandığını, diğer davalıların bu sözleşmeye müteselsilen kefil olduğunu belirtmiştir. Kefiller kefalet limiti ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumludur. Mahkemece, bu ilke doğrultusunda davalı kefilleri Türk Lirası krediden dolayı sorumlu bulunduğu miktar saptanarak varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulmasının bozmayı gerektirdiği” gerekçesiyle, bozulmuştur.

Mahkeme bilirkişi raporunda DM üzerinden imzalanan kredilerin de açıklandığını, buna ilişkin sözleşmelerin dosyada olup, davalı kefillerin bu kredi sözleşmelerinde de kefaletlerinin olduğunu ifadeyle önceki kararında direnmiştir.

Direnme kararını Davalı M.Sani Şener ve Davalılar Sadri Şener İnş.San.Tic.A.Ş. ve Sadri Şener vekilleri ayrı ayrı temyiz etmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı kefillerin sadece Türk Lirası üzerinden verilen krediden mi sorumlu oldukları, DM olarak verilen krediden sorumluluklarının bulunup bulunmadığı, yapılan incelemenin hükme yeterli olup, olmadığı noktasındadır.

1- Direnme kararı asıl borçlu Sadri Şener İnş.San.Tic.A.Ş.’ye vekaleten de temyiz edilmiş ise de; bu borçlu ilk kararı temyiz edip, temyiz itirazlarının reddi ile hüküm sadece kefil durumundaki diğer davalılar yararına bozulmuş olmakla ve buna ilişkin karar düzeltme istemleri de reddedilmiş bulunmakla hüküm bu davalı yönünden kesinleştiğinden direnme kararını temyizde hukuki yararı yoktur.

Bu nedenle; davalı Sadri Şener İnş.San.Tic.A.Ş. yönünden temyiz dilekçesinin reddi gerekir.

2- Davalı/kefiller Sadri Şener ve M.Sani Şener vekillerinin temyizine gelince;

Davacı/alacaklı banka ile davalılardan borçlu Sadri Şener İnş.San.Tic.A.Ş. firması arasında 26.03.1992 tarihli 2.000.000.000 TL, 11.05.1992 tarihli 1.000.000.000 TL, 18.06.1992 tarihli 9.500.000.000 TL, 14.08.1992 tarihli 2.950.000.000 TL, 11.09.1992 tarihli 1.200.000.000 TL, 07.10.1992 tarihli 3.500.000.000 TL, 07.10.1992 tarihli 4.000.000.000 TL, 03.03.1993 tarihli 5.000.000.000 TL, 06.10.1993 tarihli 28.000.000.000 TL, 02.11.1993 tarihli 10.000.000.000 TL, 30.11.1993 tarihli 1.500.000.000 TL; ayrıca 25.06.1993 tarihli 16.000.000 DM ve 11.11.1993 tarihli 7.000.000 DM bedelli 13 adet Genel Kredi ve Ek Genel Kredi Sözleşmeleri imza edilmiş; davalılar bu sözleşmeleri müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla miktarları da açıkça yer almak üzere imzalamışlardır.

Davacı/alacaklı banka bu kredilerin vadesinde ödenmediği iddiasıyla davalılar borçlu şirket ve kefillere Kadıköy 7.Noterliğinin 15.09.1994 tarih ve 53252 sayılı ve Kadıköy 7.Noterliğinin 22.09.1994 gün ve 54622 sayılı ihtarnamelerini keşide ederek kredi hesaplarını kat edip; borcun 3 gün içinde ödenmesi meri teminat mektupları bedellerinin de bu süre içinde depo edilmesini ihtar etmiş; sonuçta ödeme yapılmadığı iddiasıyla asıl borçlu davalı şirket ve kefilleri diğer davalılar aleyhine İstanbul 6.İcra Müdürlüğünün 1994/32065 esas sayılı dosyasında ilamsız takibe girişmiştir.

Bu icra takibine dayanak olarak 14 adet teminat mektubu ve 13 adet genel kredi sözleşmesi ve bunlara ek sözleşmeler gösterilmiş; takip talebinde tek tek alacak kalemleri sıralanmış; TL Genel kredi sözleşmeleri yanında 16.000.000 DM ve 7.000.000 DM ek genel kredi sözleşmeleri de harca esas TL karşılıklarıyla ( harca esas değerleri 673.712.697.168 TL ) birlikte gösterilerek sonuçta; fazlaya ilişkin kur farkından, T.C.Merkez Bankasınca uygulanacak müeyyideler vergi, resim, harç, cezalar vs. nedenlerden doğacak her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak, tahsilde tekerrür olmamak şartı ile; 246.041.247.168 TL.’nın 14.09.1994 tarihinden ödeme tarihine kadar %750 faizle tahsili ve ayrıca 371.889.000 TL. Tutarındaki teminat mektupları ile 2 adet 19.050.000 DM. ve 1 adet 1.260.000 FF tutarındaki teminat mektuplarının bedellerinin depo edilmesi talebinde bulunulmuştur.

Takip dayanağı Ek Genel Kredi Sözleşmelerinden 16.000.000 DM ve 7.000.000 DM miktarlı borca ilişkin olanlar da, diğer TL miktarlı borca ilişkin olanlar gibi hem borçlu şirket temsilcisi hem de kefillerin isim ve imzalarını taşımakta ve borç miktarları da DM olarak açıkça yer almaktadır.

Davalı takip borçlularından Sadri Şener İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile Sadri Şener vekili ödeme emrinde talep edilen borcun tamamına, faize, ferilerine ve icra dairesinin yetkisine itiraz etmiş; Davalı takip borçlusu M.Sani Şener vekili ise icra dairesinin yetkisine, ödeme emrinde talep edilen ve 14 adet meri teminat mektubuna dayalı alacak aslı ile bu alacağın temerrüt faizi ile faizin %5′i oranındaki gider vergisine itiraz etmiştir.

Eldeki dava itirazın iptali ve teminat mektubu bedellerinin depo edilmesi istemiyle açılmış; dava dilekçesinde de açıkça “TL borca” ilişkin sözleşmeler yanında “16.000.000 DM ve 7.000.000 DM” miktarlı borca ilişkin olanlar da alacak dayanağı olarak gösterilmiş; itirazın iptali istemine konu edilmiştir.

Mahkemenin hükmüne esas aldığı 05.08.2001 tarihli bilirkişi raporunda bozma ilamında belirtilenin aksine “TL borca” ilişkin olanlar yanında, “DM borca” ilişkin genel kredi sözleşmeleri de gösterilip, ayrıntısıyla değerlendirilmiştir. Zira anılan raporun inceleme başlıklı bölümünün ilk paragrafında ve davalıların kefalet limitlerini belirleyen son sayfasında, toplam 23.000.000.DM’ın 19.924.14.TL kur karşılığı 458.255.220.000.TL ve 72.150.000.000.TL’sının da ilavesiyle kefalet limiti 530.405.220.000.TL olarak hesaplanmış ve bu miktar asıl borçlunun borcunun üzerinde bulunmakla adı geçen kefillerin – müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla- asıl borçlu şirket gibi borçtan sorumlu olacağı, görüşü bildirilmiştir.

Şu durumda gerek bilirkişi raporunda yer alan açık belirleme gerek dosya arasında bulunup incelenen ek genel kredi sözleşmeleri kapsamı gözetildiğinde davalı müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kefiller M.Sani Şener ve Sadri Şener’in kefaleten sorumlu oldukları miktarlar 16.000.000+7.000.000= 23.000.000 DM’lık ek genel kredi sözleşmelerini de kapsamaktadır.

Diğer taraftan, kefillerden M.Sani Şener vekili 17.11.2004 havale tarihli dilekçesiyle takibe itiraz ederken sadece 14 adet teminat mektubuna dayalı alacak aslı, bunun faizi ve gider vergisi ile kendini sınırlandırmış; genel kredi sözleşmelerine dayalı nakit alacak yönünden açık bir karşı çıkması da olmamıştır. Bir an için itiraz ettiği kabul edilse bile açıklanan hususlar her iki kefil için de geçerlidir.

Hemen belirtilmelidir ki, kefillerin kefalet limiti ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olduğu belirgin olup; bu husus mahkemenin de kabulündedir. Ne var ki, kefiller sadece TL limitli sözleşmelere değil, DM limitli kredi sözleşmelerine de miktarları açıkça belirterek müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kefalet koymuş, imzalamış ve imzaya bir itirazda da bulunmamışlardır. Hükme dayanak bilirkişi raporunda da tespit edildiği gibi davalı asıl borçlu şirkete kullandırılan krediler döviz kredisi olup, diğer davalı borçlu kefillerin kefalet limiti 530.405.220.000 TL olmakla takibe konu 246.041.247.168.-.TL alacak ve teminat mektubu bedelleri bu kefalet limiti içinde kalmaktadır.

Durum bu olunca Özel Dairenin bozma nedeni yerinde görülmemiş; mahkeme kararında ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya, dosya kapsamına uygun bulunan direnme kararının onanması gerekmiştir.

SONUÇ : 1- Yukarıda ( 1 ) maddede açıklanan nedenle, davalı Sadri Şener İnş. San. Tic. A.Ş. vekilinin temyiz dilekçesinin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, istek halinde peşin alınan temyiz harcının iadesine,

2- Yukarıda ( 2 ) maddede açıklanan nedenlerle, Davalılar Sadri Şener ve M.Sani Şener vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı ( 6.667.42 ) YTL. bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 06.06.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/14037

K. 2011/7827

T. 13.6.2011

• GENEL KREDİ SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN KREDİ ALACAĞI ( Kefilin Sorumluluğu – Kefilin Kefalet Limitiyle ve Kendi Temerüdünün Sonuçları ile Sınırlı Olmak Üzere Asıl Borçlunun Kullandığı Kredi Borcundan Sorumlu Olduğu )

• ASIL BORÇLUNUN KULLANDIĞI KREDİDEN KEFİLİN SORUMLULUĞU ( Kefalet Limitiyle Sorumluluk – Kefilin Kendi Temerrüdünün Sonuçlarıyla Sorumlu Olduğu )

818/m. 484

ÖZET : Sözleşmedeki kefalet limitlerine göre kefilin kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarıyla sınırlı olmak kaydıyla asıl borçlunun kullandığı kredi borcundan dolayı davacı bankaya karşı sorumludur.

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalının müvekkili ile dava dışı A… Isı Ltd. Şti. arasında imzalanan genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğunu, borcun ödenmemesi sebebiyle başlatılan takibin davalının itirazı üzerine durduğunu bildirerek itirazın iptaline, takibin devamına, %40 tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, 4 adet kredi sözleşmesi olup, bunlardan ikisindeki imzanın kendisine ait olmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, davaya konu edilen kredi sözleşmesinin 55. ve 56. sayfalarındaki takip konusuna ilişkin kefil imzalarının davalıya ait olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan kredi alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davalı, takibe dayanak Genel Kredi Sözleşmesinin müşterek borçlu ve müteselsil kefillerin sorumluluğuna ve sözleşme limitinin artırılmasına ilişkin hükümlerin bulunduğu 53. ve 54. sayfalarındaki imzayı kabul etmiş, sözleşme limitinin artırılmasına ilişkin düzenlemenin yer aldığı 55. ve 56. sayfalarındaki imzaya itirazda bulunmuştur. Mahkemece anılan sözleşmenin 55. ve 56. sayfalarındaki imzalara yönelik bilirkişi incelemesi yaptırılarak bu sayfalardaki imzaların davalının eli ürünü olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Sözleşmenin 53. sayfası incelendiğinde kefalet limitinin 30.000 TL olup, 54. sayfasında 50.000 TL artırımla 80.000 TL’ye çıkarıldığı, kefalet sözleşmesinin de B.K.nun 484. maddesindeki koşulları taşıdığı görülmektedir. Bu durumda mahkemece imzanın inkar edilmediği 53 ve 54. maddedeki kefalet limitlerine göre kefilin kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarıyla sınırlı olmak kaydıyla asıl borçlunun kullandığı kredi borcundan dolayı davacı bankaya karşı sorumlu olduğu gözetilerek davalının takip tarihi itibariyle sorumlu olduğu borç miktarı saptanmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükümün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 13.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

6. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/12658

K. 2011/14394

T. 13.12.2011

• ADİ KEFALET ( Asıl Borçlu Hakkındaki Takibin Kusuru Olmaksızın Semeresiz Kalması Borçlunun İflas Etmesi veya Boçlu Aleyhine Türkiyede Takibat İcrasının Semeresiz Kalması Halinde Kefilden Talepte Bulunabileceği – Yasal Koşullar Gerçekleşmeden Kefil Hakkında Takibat Yapılamayacağı )

• ASIL BORÇLUYA KARŞI TAKİP BAŞLATILMADAN KEFİLE BAŞVURULMASI ( Asıl Borçlu Hakkındaki Takibin Semeresiz Kalması Borçulunun İflası veya Borçlu Hakkında Türkiyede Başlatılan Takibin Semeresiz Kalması – Adi Kefalet )

818/m. 486

ÖZET : Adi kefalette, asıl borçlu hakkındaki takibin kusuru olmaksızın semeresiz kalması veya kefalet sözleşmesinden sonra borçlunun iflas etmesi yahut borçlu aleyhinde Türkiye’de takibat icrasının imkansız olması halinde kefilden talepte bulunabilir.

DAVA : Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali davasına dair kararın temyiz incelemesi, duruşmalı olarak davalılar ve davacı tarafından süresi içinde istenilmekle, gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine, belli günde davacı vekili ile davalı vekili geldiler. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Dava, Nisan-Mayıs ve Haziran 2009 ayları kira parası ve aidat giderlerinin tahsili için başlatılan icra takiplerine yapılan itirazların iptali ve icra inkar tazminatına ilişkindir. Mahkemece davaların kısmen kabulüyle kira ve aidat alacaklarının davalı kiracıdan, kira alacaklarının davalı kefilden tahsilde tekerrür olmamak üzere takip tarihinden itibaren yıllık % 19 avans faiziyle tahsiline yönelik olarak itirazların iptaline, fazlaya dair istemin reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili ve davalılar vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.

1- Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına, takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz eden davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Davalı vekilinin kefilin sorumluluğu ve faize dair temyiz itirazlarına gelince;

Davada dayanılan ve hükme esas alınan 1.7.2008 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmeyi davalı şirket kiracı, diğer davalı A. K. kefil sıfatıyla imzalamıştır. Davalı A. K.’in kefaleti, B.K.’nun 486 ncı maddesinde düzenlenen adi kefalet niteliğindedir. Anılan madde hükmü gereğince, davacı kiralayan ancak, asıl borçlu kiracı hakkındaki takibin kusuru olmaksızın semeresiz kalması veya kefalet sözleşmesinden sonra borçlunun iflas etmesi yahut borçlu aleyhinde Türkiye’de takibat icrasının imkansız olması halinde kefilden talepte bulunabilir. Davacı yasada öngörülen bu koşullar gerçekleşmeden, kefil hakkında da icra takibi yapıp dava açtığından, kefil hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

Öte yandan, davacı tarafından yapılan icra takiplerinde, kira ve aidat alacaklarının % 9 faiziyle tahsili istenmiş iken, yargılamada alınan ek bilirkişi raporu doğrultusunda, tarafların tacir olması ve davalı kiracı şirket açısından ticari iş niteliği arz etmesi sebebiyle 3095 Sayılı Kanun’un 2 / 3 maddesi gereği ticari temerrüt faizi istenebileceğinden hareketle, H.U.M.K.nun 74. maddesi hükmüne aykırı şekilde talep aşılarak takip konusu edilen alacaklara takip tarihinden itibaren yıllık % 19 avans faizi uygulanmasına hükmedilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.

Hüküm bu sebeple bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün yukarda ( 2 ) numaralı bentte yazılı sebeplerle BOZULMASINA, istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 13.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

[yukarı]